Altı saatte Sofya gezisi

Yazının yayımlanma tarihi: November 15, 2013 - Son güncelleme: April 23, 2017
3200 kelime uzunluğundaki bu yazı için tahmini okuma süreniz 13 ila 22 dakika arasında.
Yazan:

Yazıya ait etiketler: , , , ,

Bir iş toplantısı için Bulgaristan’ın Varna şehrine uçakla gidince yolumuz ister istemez Sofya’dan geçti. İstanbul’dan Varna’ya direk uçuş bulunmadığından Sofya’dan Varna’ya yine uçakla (isterseniz otobüste var) aktarma yapmak durumunda kaldık.

Sofya hava alanı özellikle akşamları çok tenha. Aktarma uçağımızı beklerken Bulgar biralarının tadına baktık.

Sofya hava alanı özellikle akşamları çok tenha. Aktarma uçağımızı beklerken yapılabilecek en iyi şeyi yaparak Bulgar biralarının tadına baktık.

Varna’da geçirdiğimiz iki gün sonunda edindiğim izlenimden olsa gerek Sofya’dan da umudu kesmiştim. Varna yıkık dökük, yüksek  katlı blok binalarıyla, bakımsız kaldırımları, akşamları çöken sisi ve saat yediden sonra sokaklarına ölü toprağı serpilmişcesine herkesin evine çekilmesiyle korku filmleri için set olarak kullanabileceğiniz bir görünüme bürünüyor. Sovyet dönemindeki adı Stalin olan Varna 1991 yılında çöken Sovyet döneminin izlerini taşıyor. Sovyet yönetimi altındayken baştan sona herşey düşünülerek inşaa edilen Varna’ya, Sovyet döneminden sonra bir çivi bile çakılmamış.

Mimari olarak Varna’nın hemen merkezinde yer alan katedral ve opera binası haricinde görülecek pek bir şey yok. Sahilde konuşlanmış, gürültü fabrikası eğlence mekanları ise yazları Varna’ya gelen ve büyük çoğunluğunu Avrupa’lı turistlerin oluşturduğu kalabalığın en çok tercih ettiği mekanların başında yer alıyor. Varna’da ne yapalım diye bana soracak olursanız Golden Tulip Otel’in (bussiness hotel olarak da biliniyor) altında yer alan Pivo Varna‘da hem Bulgar mutfağından değişik tatlar deneyin hem de kendi yapımları olan biraların tadına bakın derim.

Sofya’da altı saat

Yazının konusu olan Sofya’ya geri dönecek olursak öncelikle İstanbul Atatürk Havaalanı’ndan Sofya Havaalanına geldiğinizde İstanbul’daki yoğunluktan eser yok. Yeterli talep olmadığından olsa gerek havaalanında valizinizi bırakabileceğiniz bir emanetçi de yok. Dolayısıyla bizim gibi uçak saatine kadar Sofya’yı gezerim diye planlıyorsanız ya valizinizi yanınızda sürüklemeniz gerekiyor -saatler uzadıkça yanınızdaki valizin size özel tasarlanmış işkence aletine dönüşeceğini unutmayın- ya da tren istasyonuna giderek orada bulunan emanetçiye bırakmanız gerekecek ki şehir merkezinden uzakta olan tren istasyonuna gitmek kısa süreli ziyaretinizde size zaman kaybettirecek.

Sofya'da toplu taşıma gelişmiş. Otobüsler İstanbul'da kullanılan Mercedesler ile aynı. Ancak içinde anlamlandıramadığımız pitogramlar vardı

Sofya’da toplu taşıma gelişmiş. Otobüsler İstanbul’da kullanılan Mercedesler ile aynı. Ancak içinde anlamlandıramadığımız pitogramlar vardı

Havaalanından Sofya’ya taksi ile gidecektik ancak toplantıda tanıştığımız Gürcü dostlarımız toplu taşıma kullanmayı önerince biz de peşlerine takılıverdik. Adam başı iki leva ödeyerek yaklaşık 35 – 40 dakikalık bir otobüs ve troleybüs yolculuğunun ardından Sofya şehir merkezine vardık. Eğer havaalanından şehir merkezine toplu taşıma yerine taksi kullanarak gidecekseniz başınızı ağrıtmamak için OK Taksi kullanmanız öneriliyor. Diğer taksiler normal tarifenin altı katından daha fazla para isteyebiliyormuş.

Açlıktan olsa gerek Sofya’ya iner inmez dikkatimizi çeken ilk şey yanımızdan gelip geçen insanların ellerinde gördüğümüz devasa pizza dilimleri oldu. Bize çok uzak olmayan bu pizza kaynağını bulup hemen bir dilim denedik. Türkiye’de olsa çok satabileceğinden ancak maliyetinin aynı olmayacağından konuştuk zira 2,5 levaya satılan bu devasa dilim pizzayı Türkiye’de aynı fiyata satmanız pek mümkün görünmüyor.

Türkiye'de olsa sokak pizzasının potansiyelini gören bir çok girişimci (!) bir biri ardına bu işe girerdi Sofya'da ise buradan başka sokakta pizza satan bir yer görmedik.

Türkiye’de olsa sokak pizzasının potansiyelini gören bir çok girişimci (!) bir biri ardına bu işe girerdi Sofya’da ise buradan başka sokakta pizza satan bir yer görmedik.

Karnımızı ayak üstü bu devasa pizza dilimleriyle doyurduktan sonra Sofya’nın İstiklal Caddesi’ni yani Vitoşa‘yı gezmeye başladık. Vitoşa caddesi boyunca ilerlerken zaten şehir merkezini de gezmiş oluyorsunuz. Zira tüm önemli binalar bu cadde ve caddenin yakın çevresinde konuşlanmış.

Vitoşa caddesi boyunca dikkatimizi çeken şeylerden biri hemen hemen 200 metre aralıklarla görebileceğiniz sadece gazete ve dergi satan çok sayıda büfeydi. Kesin su satıyorlardır diye düşünerek su almak istediğimizde ise nazikçe ve iyi bir İngilizce ile marketi gösterdiler. Su, yarabandı, çikolata satıp daha fazla para kazanmak akıllarına gelmemişti herhalde!

Sadece gazete büfesindeki yaşlıca hanfendi değil şehirdeki hemen herkes İngilizce konuşuyor.

Sadece gazete büfesindeki yaşlı hanfendi değil şehirdeki hemen herkes İngilizce konuşuyor.

Vitoşa’dan sonra şehrin en ünlü yapılarından biri olan Alexander Nevsky Katedrali‘ne girdik. Yapımına 1882 yılında başlanıp 1912 yılında tamamlanan bu katedral içerisine 10.000 kişi sığabilecek büyüklükte devasa bir yapı. 1877 – 1878 yılları arasında yapılan Osmanlı – Rus savaşında hayatını kaybeden askerlere adanan katedralin içerisinde yağlı boya tabloların yer aldığı ve girişin ücretli olduğu bir de müze bulunuyor.

Savaş sonrası Bulgaristan Osmanlı'dan ayrılıyor.

Savaş sonrası Bulgaristan Osmanlı’dan ayrılıyor.

Alexander Nevsky Katedrali’nin içi gerçekten çok büyük ve duvarlardaki çizimler insanı büyülüyor. Varna ve Sofya’da gezdiğimiz bütün katedral ve kiliselerin çizimlerinde koyu pastel renkler hakimdi.

Balkan yarım adasındaki en büyük ikinci katedral olan Alexander Nevsky'nin kubbesi altın kaplama.

Balkan yarım adasındaki en büyük ikinci katedral olan Alexander Nevsky’nin kubbesi altın kaplama.

Alexander Nevsky Katedrali’nin hemen yan tarafında turistlerin ilgisini çekebileceğini düşündükleri malların sergilendiği ufak bir pazar yer alıyor. Pazarda, Sovyetler Birliği döneminden kalma gaz maskelerinden, eski Nazi yüzüklerine, şapkalarına bir çok eski eşyayı bulmak mümkün.

Pazarda en ilginç diyalog meraktan fiyatını sorduğumuz palayı yurt dışına çıkarabileceğimizi savunan bir satıcı ile yaşadık.

Pazarda en ilginç diyaloğu meraktan fiyatını sorduğumuz palayı yurt dışına çıkarabileceğimizi savunan bir satıcı ile yaşadık.

Bulgaristan üzerinde 450 yıl süren Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetinden kalan izler, Sovyet dönemi ile birlikte silinmiş. Şehir merkezinde Osmanlı’dan kalma gördüğümüz tek camii 1567 yılında Mimar Sinan tarafından yapılan Kadı Seyfullah Efendi Camii‘siydi (söylenene göre bir zamanlar Sofya’da yetmişten fazla camii varmış). Biz gittiğimizde Kadı Seyfullah Efendi Camii’nde restorasyon çalışması vardı.

Kadı Seyfullah Efendi Camii bir dönem metro bahanesiyle yıkılmak istenmiş sonrasında ise Aşırı milliyetçi Bulgar guruplarının oluşturduğu 150 kişilik bir grubun saldırısına uğramış.

Kadı Seyfullah Efendi Camii bir dönem metro bahanesiyle yıkılmak istenmiş sonrasında ise milliyetçi Bulgarların saldırısına uğramış.

Sofya’da mimarisi ile ilgimizi çeken yapılardan bir diğeri de Rus Kilisesi‘ydi. 1914 yılında inşaa edilen bu kilise Sofya Üniversitesi Rektörlüğü, Ulusal Meclis Binası, Bulgaristan Bilim Akademisi, Ulusal Sanat Galerisi, Merkez Ordu Binası gibi önemli kurum ve yapıların da yer aldığı Tsar Osvoboditel Bulvarı üzerinde.

Bulgaristan’da Osmanlı hakimiyetinin sona ermesiyle Sofya’da yer alan camilerin büyük bir kısmı tahrip edilmiş, zamanla da yıkılmış. Rus Kilisesi’de bu dönemde yıkılan Saray Camii‘nin yerine yapılmış. Mikhail Preobrazhenski tarafından inşaa edilen kilise, 17’nci yüzyıl Rus mimarisinden izler taşıyor.

Kilisenin resmi adı: Church of St Nicholas the Miracle-Maker

Kilisenin resmi adı: Church of St Nicholas the Miracle-Maker

İşimiz olduğundan değilde şehri gezerken Sofya’da yer alan Türkiye büyükelçiliğine de rastladık. Olurda işiniz düşerse Türkiye Cumhuriyeti Sofya Büyükelçiliği Vasil Levski Bulvarı’nda aşağıda gördüğünüz binada yer alıyor.

Sofya Büyükelçiliğinin yanı sıra, Bulgaristan’da Filibe ve Burgaz'da da Türkiye Cumhuriyeti Başkonsoloslukları bulunuyor.

Sofya Büyükelçiliğinin yanı sıra, Bulgaristan’da Filibe ve Burgaz’da da Türkiye Cumhuriyeti Konsoloslukları bulunuyor.

Altı saatte hiç bilmediğiniz ve gezmek için plan yapmadığınız bir şehre gidince gezip görebileceklerinizde dolayısıyla sınırlı ve sizin gezip görme azminize kalmış oluyor. Türkiye’ye geri döndükten sonra Sofya ile ilgili internet üzerinden yaptğım araştırmada bütün plansızlığımıza rağmen şehrin büyük bir bölümünü gezmiş olduğumuzu gördüm. Burada fotograflayabildiğim yerleri yazsam da Sofya’ya gitmişken en azından Sofya Üniversitesini, Boyana Kilisesini, muhteşem manzarasıyla Vitoşa Dağını, Sosyalist Sanat Müzesini görmeden gelmeyin derim.

Bulgaristan’daki eylemler

Biz Sofya’dayken Türkiye’deki Gezi Parkı eylemlerinden hemen sonra başlayan hükümet karşıtı eylemler devam ediyordu. Konuştuğumuz eylemciler, Başbakan Oresharski’nin, Delyan Peevski’yi Ulusal Güvenlik Dairesi başkanlığına atamasının ardından başlayan sokak gösterilerinin asıl nedeninin Oresharski’nin vatandaşları birbirine düşürme çabasının ve başbakanın ülke çıkarları için çalışmamasından duydukları kaygı olduğunu söylediler.

Eylemciler her geçen gün azalan sayılarına rağmen direnmekte kararlı gözüküyorlardı.

Eylemciler her geçen gün azalan sayılarına rağmen direnmekte kararlı gözüküyorlardı.

Yemek kültürü

Bulgar mutfağına kesinlikle et hakim. Ana yemek bittikten sonra Türkiye’de sofraya meyva tabağı ya da tatlı gelir. Bulgaristan’da ise zaten et ağırlıklı ana yemekten sonra sofraya içerisinde sucuk, pastırma gibi et ürünlerinden oluşan başka bir et tabağı daha tatlı niyetine geliyor. Yani bu derece et severler. Et tüketiminde genellikle domuz ya da tavuk eti tercih ediyorlar.

Hikayesini anlatmayı sevdikleri Shopski salataları var. Bizdeki çoban salataya çok benziyor. Shopski, üzerine kaşar peyniri gibi bir peynir serpiştirilerek geliyor. Peynir demişken eğer vejeteryansanız masaya direk peynir kızartması getiriyorlar. Vejetaryanlar için başka bir yemek alternatifi yok.

Yemekte başlangıç olarak çorba beklemeyin. Bulgaristan'da başlangıçlar gördüğünüz bu bol peynirli salata ile yapılıyor.

Yemekte başlangıç olarak çorba beklemeyin. Bulgaristan’da başlangıçlar gördüğünüz bu bol peynirli salata ile yapılıyor.

Bulgar şarapları oldukça lezzetli. Minkov Brothers tarafından üretilen ödüllü Syrah & Viognier kesinlikle denenmeli. Bu şarabın marketteki etiket fiyatı 8 levaydı yani TL karşılığı 12 TL.

Bulgaristan’da seri üretim bandından çıkan en ünlü bira markaları aynı şirket tarafından üretilen Kamenitza ve Astika. Kişi başına yıllık ortalama bira tüketimi 73 litre olan Bulgaristan’da gittiğiniz restoran ya da barda kendi yapım biraları varsa öncelikli olarak bunları tercih etmenizi öneririm.

Sonuç olarak Bulgaristan’da bira çeşitliliği açısından kesinlikle bizdeki gibi bir Efes çıkmazı yaşanmıyor, lager ağırlıklı olsa da deneyebileceğiniz farklı bira çeşitleri mevcut.

1980'de piyasaya çıkan Astika kısa sürede popülerliği yakalamış.

1980’de piyasaya çıkan Astika kısa sürede popülerliği yakalamış.

Musakka, kavurma, baklava, boza, ayran gibi Türk mutfağının vazgeçilmezleri Bulgaristan’ın geleneksel mutfağında da yer alıyor. Bunun yanı sıra Varna’da kaldığımız süre içerisinde sürekli önümüze koydukları bisküvili kek tatlı kategorisinde favorimiz oldu. Sofya’da gittiğimiz restoranda da bu keki bulmanın sevincini birer porsiyon söylerek kutladık.

Bisküvili kekin porsiyonu büyük olmasına rağmen midede şişlik yapmıyor.

Bisküvili kekin porsiyonu büyük olmasına rağmen midede şişlik yapmıyor.

Sofya gece hayatı

Sanırım Bulgaristan ve Sofya hakkında en çok merak edilen konuların başında gece hayatı geliyor. Uçağımız olduğu için biz de merakımızla kalsak da şehrin girişinde İngilizce Biranın, kadının ve grafitininin şehrine hoşgeldiniz yazan bir şehirde gece hayatının da oldukça renkli olduğunu tahmin etmek güç olmasa gerek.

Komşu, komşu

Eğer İngilizce konuşuyorsanız gerek Varna’da gerekse Sofya’da iletişim kurmanız çok kolay olacak.

Gazete büfesindeki yaşlı teyzeden tutun da lise öğrencisine kadar en azından bizim iletişim kurduğumuz herkes İngilizce biliyordu.

Gitmeden önce soğuk insanlar olduklarını düşündüğüm Bulgar’lar bu düşüncemin tam aksine oldukça sıcak kanlı ve yardım severler. Bölge hakkında soru sorduğunuz bir kişi durup size 10 dakikasını ayırarak sorularınızı cevaplandırabiliyor ya da bir yere nasıl giderim diye sorduğunuzda yolunu değiştirip sizi gideceğiniz yere götürebiliyor.

Türkiye’den geldiğinizi söylediğinizde ise yüzlerinde oluşan tebessümün ardından ağızlarından komşu kelimesi illaki çıkıyor.

Yeni yazılar e-posta adresine gelsin

Diğer etiketler:

Almanya Amerika Amerika Birleşik Devletleri Astika Bira Avustralya Avustralya Turizmi Avustralya ve Sosyal Medya Boston British Airways Bulgaristan Cadbury Duchenne Kas Erimesi Duchenne Muscular Dystrophy Ehliyet Almak Ehliyet Sınavı Engelli Siteler Engelli Web Facebook Fransa Gece Hayatı Google +1 Google Plus Gökhan Ahi Hasan Syed Heinz Jacobs Marka Şikayet Massachusetts Milka Obermutten Oreo Promoted Tweets SEO Sofya The Brand Age Turizmde Sosyal Medya Kullanımı Twitter Varna Vikipedi Wikipedia Youtube Çorba İngiltere İsveç İçerik Pazarlaması

Yorumunuzla yazının gelişmesine katkıda bulunun