Altı üstü röportaj

Yazının yayımlanma tarihi: April 22, 2005 - Son güncelleme: December 24, 2014
3300 kelime uzunluğundaki bu yazı için tahmini okuma süreniz 14 ila 22 dakika arasında.
Yazan:

Yazıya ait etiketler: , , ,

Bu röportaj ilk olarak 22 Nisan 2005 tarihinde Siber Kültür adlı internet sitesinde yayınlanmıştır.

Bilgisayarlar artık günlük hayatımızın vazgeçilmezleri arasında. Bilgisayarlarda müzik dinlemek, film seyretmek, oyun oynamak bir yana bilgisayarlar internete erişim sağlayarak hızlı iletişimin ve bilginin kapılarını da açıyor. İnternet üzerinden e-posta göndermek, alışveriş yapmak, sohbet etmek bir çok kullanıcı için vazgeçilmez hale geliyor. Ancak hızlı ve kesintisiz internet bağlantısı problemlerin tümünü ortadan kaldırmıyor. Halen bilgiye ulaşmada problemler yaşandığı gibi hükümetlerin aldıkları kararlarda internetin geleceğini etkiliyor.

Kendisi Kanada’da yaşamasına rağmen Türkiye’de internet sektörünün nabzını çok iyi tutan Mehmet Doğan’la web standartları, Türkiye’de internetin sorunları ve hazırladığı “Altı Üstü Tasarım” blogu hakkında konuştuk.

Kayıhan Turgutoğlu: Sitenizde bahsettiğiniz ve özellikle üzerinde durduğunuz web standartları nedir ?

Mehmet Doğan: Web standartları, değişik web cihazlarının, web içinde sunulan bilgileri aynı şekilde kullanıcıya göstermesine yardım eden bir takım teknolojilerin toplamına verilen isim olarak tanımlanabilir. Esasında Web Standarlarında sözünü ettiğimiz unsurlar yeni değil. Sunum ile içeriğin ayrılması internetten önce (SGML ile birlikte Goldfarb dönemi) tartışılan bir mevzuydu. CSS, 1996’dan bu yana bizimle. Yani webin standart unsurları zaten sektörümüz içindeydi. İnternetin çok geniş kitlelere ulaşmasıyla, son birkaç sene içinde bu konu daha da önem kazandı. Son örnek olarak, büyük bir profile sahip olan MSN’in web standartları ile tasarımını gösterebilirim. Daha önümüzde gidecek çok yol var fakat ilerisi gerçekten umut verici.

KT: Web standartlarının kullanıcıya getirdiği kolaylıklar nelerdir?

MD: Web standartları sayesinde, sunulan bilgi, herkes tarafından erişebilir hale geliyor. Önemli olan kullanıcının internete nasıl, ne ile bağlandığı değil; neye, hangi bilgiye ulaşmak istediğidir. Web Standartları sayesinde, Web’in kurucusu olan Tim Berners-Lee’nin vizyonu, yani bütün bilgilerin, herkese ulaşımı kolaylaşıyor. Web standartları sayesinde bilgi ile bilgiyi talep eden arasındaki görsel engel kalkmış oluyor.

KT: Web standartları sizinde vurguladığınız gibi hızla gelişiyor ve yeni standartlar oluşuyor. Yeni standartları ve teknolojileri takip etmek kullanıcılar açısından her zaman kolay olmuyor. Örnegin rss tekniğini bugün neredeyse bütün sitelerde görmek mümkün ancak internet kullanıcılarının büyük bir çoğunluğu rss tekniğinden habersiz. Üstelik rss tekniği yeni çıkan teknolojilere oranla eski bir teknoloji, bu bağlamda internet kullanıcılarının yeni teknolojilere karşı uyumu da önemli bir problem değil mi? Bu uyum nasıl sağlanacak?

MD: Uyum sağlanması biz tasarımcılara bağlı. Bizim müşterilerimizi, çalıştığımız şirket yöneticilerini bu gelişmelerden haberdar etmemiz gerekiyor ki bu gelişmeler büyük kitlelere ulaşsın ve büyük kitleler uyum sağlayabilsin. Kullanıcıların uyumu konusunda çok karamsar değilim. Eğer bizler kullanıcılarımızı iyi tanıyıp, istediklerini onlara kolay bir şekilde verdiğimiz sürece, kullanıcılar bunu almayı öğreneceklerdir. Günlük yaşantımızda kullandığımız cep telefonları bu konuda çok iyi bir örnek teşkil ediyor. Birçok Kanada vatandaşı, cep telefonları konusunda Türkiye’nin bilgi ve kullanım seviyesine erişmemiş durumda. Bunun nedeni ise kullanım oranının azlığı, ihtiyaç… Türkiye’de ise durum Kanada’dan çok farklı. İnsanlar sahip oldukları telefonun zil sesini değiştirmekten, text-mesaja kadar birçok fonksiyonunu kullanıyor, operatörlerin verdikleri birçok hizmeti takip ediyorlar. Aynı örnek internet içinde geçerli. Kullanım arttıkça, bilgisayar ve internet okur-yazarlığıda artacak, kullanıcıların yeni teknoloji ve standartlara olan uyumu kolaylaşacak.

KT: İnternet’in diğer kitle iletişim araçlarından ayrılan farklarından biri de okur yazarlığın yanında temel bilgisayar hakimiyetini bilmeyide gerektirmesi. Ancak her kullanıcının eğitim düzeyi aynı olmadığı gibi bilgisayar hakimiyetleri ve deneyimleri de farklı. Bu siteleri kullanılabilirlik açısından uç bir ifadeyle kullanılamaz hale getirmiyor mu?

MD: Kullanılabilirliğin temeli, bir sitenin kullanıcılarını iyi tanımasına dayanır. Bir akademik websitesinin kullanıcıları bilgisayar okur-yazarı oranı açısından yüksek bir değer gösterirken, eğitim bakanlığının dışardan lise bitirme ile ilgili bilgiler verdiği site daha düşük bir değer gösterebilir. Kullanılabilirliği arttırmak, kullanıcıyı tanımak ve ne tip sanal davranış içinde bulunduklarını anlayabilmekte yatmaktadır. Birçok ülkede heyecan verici araştırmalar yapılıyor. Örneğin bunlardan biri, EyeTracking denilen bir sistem. EyeTracking adı verilen cihaz yardımı ile, bir kişinin bir site içinde nelere, ne zaman baktığı, gözlerinin bir site içinde nasıl hareket ettiği tesbit edilebiliyor. Bu tip araştırmalar, üniversitelerdeki insan-bilgisayar ilişkisi bölümleri tarafından kullanılıyor. Aynı şekilde kullanılabilirlik testlerindeki değişik metod ve bulgular ziyaretçilerin, bir website içinde nasıl davrandığını anlamamızda bize yardımcı oluyor. Maalesef, elimizde her site için işleyebilecek bir sihirli iksir yok ve böyle birşeyinde olacağını (en azından kısa zaman içinde) sanmıyorum. Bu nedenle kullanıcılarınızı tanımayı sağlayacak değişik metodları bir website yaratmadan önce uygulamak, ileride yaşayabileceğiniz “memnuniyetsiz müşteri” problemini bir nebze azaltacaktır.

KT: Web sektörü için oldukça yeni bir kavram olan bilgi mimarlığından bahsedebilir misiniz?

MD: Bilgi mimarı, bir kuruluşun sahip olduğu bilgilerin planını çıkaran, modellerini yapan kişidir. Gerçek mimar gibi, bilgi mimarı da websitesi planı içinde websitesinin içerdiği bilginin nerede bulunması gerektiğine karar veren, bütün bunları kağıda döken kişidir. Bu kavram web dünyasında yeni bir kavram ve son birkaç yıl içinde, özellikle kullanılabilirliğin popüler bir konu haline gelmesi ile birlikte, tartışılmaya başlandı. Bilgi mimarı, bir ziyaretçinin siteye geliş nedenini araştırıp, ziyaretçinin aklında şekillenmiş olan hedeflerine ulaşmasını sağlamaya çalışır. Bilgi mimarı, bilginin nerede, nasıl ve ne zaman ziyaretçiye hangi format ile sunulması gerektiğinin cevabını veren kişidir.

KT: Bir kişinin bilgi mimarı sıfatını taşıması için alması gereken bir eğitim var mıdır?

MD: Web yepyeni bir sektör. Bu nedenle birçok kavram, web içinde henüz gelişim aşamasında. Örneğin bilgi mimarlığı, web kullanılabilirlik uzmanları, erişebilirlik danışmanları, web tasarımcıları, proje müdürleri… Bu liste daha da uzayabilir. Her geçen gün internet, hayatımıza yepyeni bir şekilde giriyor. 10 yıl önce, yalnızca birkaç sayfa bilgi alıp okumak için kullandığımız web, bugün bankacılıktan, alışverişe; iş bulmaktan, yemek tarifi aramaya kadar birçok konuda değişik formlarda bize ulaşmakta. Bu nedenle, bilgi mimarlığı ya da birçok yeni alt meslek kolu için eğitim veren kurum yok. Ancak çalışmalara başlayan üniversiteler, kolejler var. Bunun bir örneği Wastenaw Community College. Burada öğrenciler, kullanıcı deneyimi, kullanıcı-odaklı websiteleri, bilgi mimarlığı gibi kavramları öğreniyorlar. Türkiye’de bu tip örneklerin olup olmadığını çok iyi bilmiyorum fakat ODTU’de öğretim görevlisi olan Kürşat Çağıltay’ı takip etmenizi öneririm. Çünkü yakında açacağı merkez ile birçok öğrenciyi, insan-bilgisayar ilişkisi konusunda bilgilendirecek.

KT: Kanada’da web tasarımcı ve bilgi mimari olarak kanunen tanımlanmış bir meslek var mı? Türkiye’de bu mesleklerin tanınmasının sektöre getireceği avantajlar var mıdır?

MD: Web Tasarımcılığı, Kanada’da resmi meslek grubu içinde. Örgütler, dernekler mevcut. Türkiye’de, web tasarımının “grafik tasarımı” sektöründen ayrılması gerekli. Bu, webin bir standarta ve saygınlığa kavuşması için gerekli birşey.

KT: Yurt dışından takip edebildiğiniz kadarıyla Türkiye’de internetin gelişimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Türkiye’de devletin internete bakış açısı nedir?

MD: Türkiye’nin yüzde 13’ü internet kullanıyor. Bu diğer Avrupa ülkelerine hatta birçok Asya ülkesine oranla çok düşük bir rakam. Halen birçok milletvekilinin e-maili ya da kişisel websitesi yok. Engellilerin webe ulaşımı için çıkarılmış bir yasa yok. Bakanlık websiteleri erişebilir değil. Çıkarılan yeni kanun tasarıları “yara bandı” niteliğinde yani sorunun köküne inecek türden değil. Bir Kore, Çin, Hindistan modelleri Türkiye’de mevcut değil. Türkiye’nin alması gereken daha çok yol var. Umarım, tüm dünyada gelişen bilişim teknoloji atağında Türkiye, bulunması gereken yeri kısa zamanda alacak. Fakat şu an bulunmamız gereken yerden çok uzaktayız. Türkiye’de ki sorun, teknoloji içinde geçerli olan Moore Kanunu’nun takip edilmemesi. Fiyatların düşmesi, kullanımın artması lazım. Bunu sağlayacak bir çok yöntem, örnek var. Çalışmaların yapıldığını görüyorum fakat diğer ülkelerde de bu çalışmalar yapılmakta. Rekabet ileriki tarihlerde daha da kızışacak ve Türkiye’nin bu treni kaçırmaması lazım. Çok basit bir örnek olarak Hindistan’ı verebilirim. 2003 yılında 25 Avrupa ülkesinin toplam yıllık nüfus artışını, Hindistan 6 gün içinde başardı. 2050 yılında, Almanya, Kanada, İsveç, Japonya gibi gelişmiş ülkelerde nüfusun büyük çoğunluğu yaşlılardan oluşacak. İşte bu dönemde teknolojik yenilikler, projeler; çalışan nüfusun azlığı, emeğin maliyetinin yüksekliği nedeniyle ülke dışında yapılmaya başlanacak. Bizim bu uzun dönem için kendimizi hazırlamamız gerekiyor. Güney Kore, Çin, Hindistan alt yapı çalışmalarına yıllar önce başladı. Biz bunları daha yeni konuşuyoruz.

KT: “Bilişim teknoloji” atağında Türkiye’nin de yer alması için neler yapılabilir?

MD: Kore, Çin, Hindistan örneklerini iyi takip etmeli, bu modelleri uygulamaya koymalı. Halen Türkiye’de internet, büyük şehirlerin dışına çıkamıyor. Internete erişim son yapılan düzenlemere rağmen pahalı. Bilgisayar kullananların çoğunluğu, bilgisayarı yalnızca işyerinde kullanıyor. Eğer biz, bilgisayar okur-yazarlığını artıramazsak, bilişim teknolojilerinde geride kalırız. Kore’de her askere giden kişi, askeriyenin verdigi bilgisayar belgesini alarak terhis oluyor. Yine Kore, öğretmenlere ve okullara bilgisayar ve internet vererek, bilgisayar kullanımını ve kullanımı öğretecek öğretmen sayısını arttırdı. Çin, dünyada kişi başına düşen en çok cep telefonu olan ülke. Çin, bu bilgiyi iyi kullandı ve bu nedenle e-devlet’i wap ile başlattı. Böylece ülke çapında geniş bir kitleye ulaştı. Modele bakmamız, kültüre bakmamız, ihtiyaçlara bakmamız, diğer ülke modellerine bakmamız ve bunlara uygun çözümler üretmemiz gerekiyor.

KT: Siz Kanada’da bir üniversitede web geliştirme bölümünde müdür olarak çalışıyorsunuz. Türkiye’deki üniversitelerin bir çoğunda web geliştirme bölümü yok ve yine bir çoğu web standartlarından habersiz. Üniversite sayfaları genellikle bilgi işlem çalışanları tarafından yapılıyor. Aslında üniversiteler Türkiye’ye bu konuda öncülük edebilecek kuruluşlar değil mi?

MD: Türkiye’deki üniversitelerin üstesinden gelmesi gereken birçok problem var. Üniversite web sitelerini olumsuzluklar listesinin üst sıralarında bir yerlere koymanın akademik kuruluşlara (özellikle devlete bağlı üniversitelere) biraz haksızlık olacağını düşünüyorum. Halen üniversitede profesörler, haftada 20 küsür saat ders vermekte, bunun yanında bilimsel araştırma yapamaya çalışmakta; üniversiteler kendilerine verilen küçük bir bütçe ile yaşamlarını sürdürmeye çalışmakta. İşte bu nedenlerle birçok üniversite websitesi de gelişmelerden geri kalmakta. Umarım bunlar gelecekte düzelecektir. Daha öncede belirttiğim gibi, sayısı az da olsa Türkiye’de web ve web kullanıcılarının deneyimlerini geliştirecek çalışmalar yapılmakta. Zamanla bunların sayısının artacağını tahmin ediyorum. Bu konuda ilk aklıma gelen isim ODTU ve Kürşat Çağıltay. Umarım Kürşat Hoca gibi kendini kullanılabilirlik konularına adamış öğretim görevlisi sayısı ileride artacak.

KT: Türkiye’deki iş ilanlarında webmaster, tasarımcı, programcı gibi her biri ayrı bir bilgi, beceri ve deneyim gerektiren özellikler bulunması isteniyor. Sizce bu yaklaşım doğru mu?

MD: Bu tamamen şirketlerin maliyetlerini düşürmek için yaptıkları birşey. Eğer bir kişi, 3 kişinin yapabileceği bir işi çıkarabiliyor ise neden o şirket 3 kişiyi işe alsın? Tabi durum böyle olunca, ortaya çıkan websiteleride orta seviyenin üzerine çıkamıyor. Programcı kişi hem tasarım hem de bilgi mimarlığı yapıyor. Bu bence yanlış bir uygulama. Bir web sitesinin ortaya çıkarılmasında birçok aşama var. Maalesef, bir kişi, 3 kişilik işi yaparken, en iyi bildiği kısma ağırlık veriyor ve böylece bir websitesinin diğer kısımları yeterince sağlam bir yapıya sahip olmuyor.

KT: Kanada’da bu işleyiş Türkiye’dekinden farklı mı?

MD: Kanada’da bu durum biraz daha farklı. Bütün hükümet siteleri, bilgi mimarlarının ve kullanılabilirlik uzmanlarının geliştirip ortaya koyduğu bir takım kuralları takip etmek zorunda. Birçok şirket bünyesinde programcı, tasarımcı, proje müdürü bulunduruyor. Bütün bunlar hem projenin verimli olmasını hem zamanında bitmesini hem de doğru bir şekilde müşteriye teslim edilmesini sağlıyor.

KT: Bir de bütün şirketlerin web sitesi olması gerekliliğini getiren bir yasa tasarısı var. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

MD: Öncellikle şirketlerin kendilerine sorması gereken soru “Bir websitesine ihtiyacım var mı?” sorusudur. Bir web projesi bu sorunun cevabı ile başlar. Yeni kanun tasarısı, bu sorunun cevabını herkes için vermeye çalışıyor ki bu tamamen yanlış bir yaklaşım. Daha bu konuda birçok kanunun gereksinimi duyulurken, bu tip bir kanun tasarısı gereksiz. Bu kanun tasarısı, web çalışanlarının prestij, saygınlık ve standart oluşturmaya çalıştığı bu dönemde, Türkiye’de webi ileriye değil geriye götürecektir.

KT: Eğer bu kanun yürürlüğe girerse Türkiye’de internet sektörünü nasıl etkiler?

MD: Sitem içindeki yazıda da belirttiğim gibi, bu kanunun yürürlüğe girmesi, birçok websitesinin açılmasına neden olacak. Bu belki de iyi bir gelişme. Fakat maalesef, bu websitelerini güncelleyecek bilgi ve işgücü eksikliği nedeniyle, ziyaretçiler, bu tip websitelerinden bilgi alma güvenini, bayat bilgiler nedeniyle tamamen kaybedecek. Bu, yeterli yol yapılmadan herkese araba vermeye benziyor.

KT: Kanunun yürürlüğe girdiğini düşünelim. Erişebilirlik, kullanılabilirlik gibi kullanıcılar için önem taşıyan sorunlar artar mı?

MD: Dr. Kürşat Çağıltay çok güzel bir araştırma yapıp yayınladı. Bu araştırma, devlet bakanlık sitelerinin kullanılabilirliği konusundaydı. Sonuçlar gerçekten üzücü. Basit bir görevi bile yerine getirmek için ziyaretçinin 20 dakikasını harcadığı bir websitesinin başarısından, e-devletten ya da e-ticaretten söz etmek gerçekten zor. Bu kanun, Türkiye’de sorunların daha da artmasına neden olacak. Birçok yeni internet kullanıcısını, websitelerinde bilgi aramak yerine eski metodları kullanmaya itecektir. Bence, kanunlardan önce, gerçek sorunların yani kullanılabilirliğin ve erişebilirliğin tartışılması lazım.

KT: Eskiden internet üzerinde yeterli Türkçe içerik yok diye yakınılıyordu şimdi durum farklı mı sizce?

MD: Bence her geçen gün, bu durum değişiyor. Birçok kaliteli websitesi, çok değişik konularda kullanıcılarını buluyor. Bu gerçekten sevindirici bir gelişme. Binlerce kaliteli blog, şirket siteleri, haber siteleri, Türkçe içerik vermeye devam ediyor. Türkiye’de içerik sıkıntısının olduğunu sanmıyorum. Fakat bir sıkıntı var ise o da Türkçe içerikteki yabancılık. Türk Dil Kurumu ve Bilişim Vakfı gerçekten güzel çalışmalar ortaya koyuyor fakat bu çalışmaların hızı, günümüz teknoloji hızına göre biraz yavaş. Halen RSS’in, weblogun, XML’in Türkçe bir tanımı yok.

KT: Altı Üstü Tasarım’ı hazırlamaya nasıl karar verdiniz?

MD: Altı Üstü Tasarım sitesini hazırlamamdaki amaç; Türkiye’de eksikliklerini gördüğüm web standartları, erişebilirlik ve kullanılabilirlik konularında, web işiyle uğraşan kişi ve şirketleri bilgilendirmekti. Bir tartışma platformu yaratmaya çalıştım. Birkaç ay gibi kısa bir zamanda, böyle bir tartışma platformuna Türkiye’de gereksinim olduğunu, siteme gelen ilgi sayesinde daha da iyi anladım.

KT: Hem tek başınıza yazıyorsunuz hem de neredeyse hergün bir yazı giriyorsunuz siteye. İşiniz arasında zor olmuyor mu?

MD: Bir weblog yaratmaktaki en büyük zorluk, kendi kendinize bu sitenin güncellenmesi konusunda verdiğiniz söz. Bu söz, sitenin başarısını da direk olarak etkiliyor. Kendi kendime verdigim söz, haftada en az 2 yazı girişi yapmaktı. Yazıları yazmam için gereken zamanı ise iş yerinde öğle yemeklerinde dışarı çıkmayarak sağlıyorum.

KT: Site’nin ziyaretci oranı sizi tatmin ediyor mu? Yani iyi ki yapmışım bu siteyi diyor musunuz?

MD: Kesinlikle. Bu yazılarım nedeniyle sitemin aldığı ilgiden gayet memnunum. Bu beni, daha çok yazmaya sevk ediyor.

KT: Türkiye’de internet üzerine yazılmış çok fazla kitap yok. Buradaki yazılarınızdan bir derleme oluşturup kitap haline getirmeyi düşünür müsünüz?

MD: Şimdilik böyle bir düşüncem yok ama zaman ne gösterir bilemiyorum. Site içinde yazdığım yazılar, birçok online dergide de yayınlanmaya başladı. Belki ileri ki bir tarihte, beğendiğim yazılardan oluşan bir kitap çıkarabilirim fakat şu an için öyle bir planım yok.

KT: İlerisi için başka projeler var mı?

MD: Aklımda ki diğer bir proje ise Türkiye’de ki engelli kullanıcıların istedikleri gibi sanal deneyime sahip olmaları için gerekli bir altyapının hazırlanmasına yardımcı olacak ve devlete bu konularda tavsiyelerde bulunacak bir organizasyon/dernek oluşturabilmek.

Yeni yazılar e-posta adresine gelsin

Diğer etiketler:

Almanya Amerika Amerika Birleşik Devletleri Astika Bira Avustralya Avustralya Turizmi Avustralya ve Sosyal Medya Boston British Airways Bulgaristan Cadbury Duchenne Kas Erimesi Duchenne Muscular Dystrophy Ehliyet Almak Ehliyet Sınavı Engelli Siteler Engelli Web Facebook Fransa Gece Hayatı Google +1 Google Plus Gökhan Ahi Hasan Syed Heinz Jacobs Marka Şikayet Massachusetts Milka Obermutten Oreo Promoted Tweets SEO Sofya The Brand Age Turizmde Sosyal Medya Kullanımı Twitter Varna Vikipedi Wikipedia Youtube Çorba İngiltere İsveç İçerik Pazarlaması

Yorumunuzla yazının gelişmesine katkıda bulunun